Ruh Adam Roman Özeti | Hüseyin Nihal Atsız

  • 02 Ağustos 2020
  • 1.339 kez görüntülendi.
Ruh Adam Roman Özeti | Hüseyin Nihal Atsız

Ruh Adam Roman Özeti | Hüseyin Nihal Atsız

YAZAR: HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

TÜRÜ: ROMAN

SAYFA SAYISI: 248

KONUSU: Ruh Adam isimli roman, geçmişte Mete’nin ordusunda subaylık yapmakta olan Burkay isimli bir Yüzbaşı’nın, günümüzdeki Selim Pusat kimliğine bürünerek karşımıza çıkmasını ele almaktadır. Selim Pusat Padişaha bağlılık yemini etmiş olan bir subaydır ve Cumhuriyet’in kurulmasının ardından, Padişaha olan bağlılığı nedeniyle ordudan atılmıştır. Geçmiş yaşamında da benzer acılar çeken Selim Pusat (yani Yüzbaşı Burkay), şuan da hala aşk ıstırabı çekmektedir.

ANA FİKİR: Ruh Adam isimli kitap, irdelemekte olduğu bütün sosyal, siyasal ve bunun yanı sıra metafizik, felsefi meselelere rağmen, temelinde bir aşk romanıdır. Roman başından sonuna kadar, kişinin; nedenine bir türlü vakıf olamadığı ve önüne geçmeyi de bir türlü başaramadığı aşk duygusu karşısında bulunduğu güçsüzlü ve çaresizliği irdelemektedir. Bunun yanında, kader ve insan ilişkilerini de ciddi anlamda sorgulamaktadır.

KİME HİTAP EDİYOR: Diğer romanlar ile kıyaslandığı zaman aslında konu bakımından oldukça farklı bir roman olduğunu söyleyebileceğimiz Ruh Adam, edebiyatı ve kitabı seven herkesin etkileneceği, başarılı bir yapıt.

RUH ADAM ROMAN ÖZETİ

ÖZETİ: Selim Pusat karısı Ayşe’nin anlatmakta olduğu bir Uygur hikâyesini dinlemektedir. Ayşe’nin anlattığı bu hikâye, bahar aylarından birinde Kamlançuda isimli bir ülkede geçmektedir. Burkay isminde bir Yüzbaşı, bir kız ile karşılaşmıştır ve ismi Açığma-Kün olan bu genç kıza ilk görüşte âşık olmuştur.  Kız hiçbir şey söylemeden yalnızca ona bakmaktadır. Yüzbaşı Burkay ona sorular sordukça kız da ona ilk önce gülümsemeye başlar ve en sonunda yavaş yavaş sorduğu sorulara cevap verir. Ancak bu aşk öylesine bir aşktır ki, Yüzbaşı Burkay evdeşini bu aşka kurban etmeyi tercih etmiştir. Yüzbaşı Burkay, karısının üzerine bir başkasına aşık olduğu ve onu tercih ettiği için, yüzyıllar boyu ıstırap çekmeye mahkum olmuş bir adama dönüşmüştür.

İçki içmekte olan Selim Pusat ile karısı Ayşe bu Uygur hikayesinin ve hikayenin tercümesi üzerine sohbet etmeye başlamışlardır. Bahsi geçen bu metin, dini bir metin değildir; ahlaki bir amaç taşıyan bir metindir ve Uygur dilinden ilk olarak Almanca’ya çevrilmiş ardından Almanca’dan da günümüz Türkçe’sine kazandırılmış bir metindir.

Selim Pusat, bundan üç yıl önce Padişah’a bağlılık yemini etmiştir ve ardından da Harp akademisine girmişti. Arkadaşı Şeref ile birlikte bunu inkar etmeyerek, arkasında durdukları için rütbeleri alınmıştır ve arkasından da itaatsizlik suçundan dolayı her ikisi de ikişer yıl hapis çarptırılmışlardır. Hapisten çıkmalarının ardından ise Şeref intihar etmiştir.

Askeri görevden ayrılmasının ardından, Selim Pusat hayata dair olan bütün ilgisini kaybetmiştir. Eşi Ayşe ise Selim Pusat’ın bu halinden büyük bir kaygı duymakta ve onu yeniden hayata bağlayacak çareler aramaktadır. Ancak Selim Pusat, ona hayatı tekrar sevdirmenin çabası içerisinde olan karısı Ayşe’ye karşı fazlasıyla sinirlidir ve alaycı tavırlar içerisine girmiştir. Fakat Ayşe her zaman sessizliğini korumakta ve eşi Selim Pusat’ı sakinleştirmek için çaba harcamaktadır.

İlk olarak Ayşe geçmiş günlerine yeniden dönmüştür. Ayşe, bundan üç yıl önce bırakmış olduğu edebiyat öğretmenliğine yeniden başlamıştır. Yeni görev yerinde de Güntülü, Aydolu ve Nurhan isminde birbirinden başarılı üç tane öğrencisi vardır ve Ayşe onlara çok değer vermekte, en çok onlar ile ilgilenmektedir.

Selim Pusat ise bazen akşamları çamlı korusunda bir gezinti yapmaya çıkmaktadır. Çamlı korusunda gezindiği sıralarda ise bazı sesler duyar; şiir okuyan bir kadının sesidir bu duyduğu. Leyla isminde bir tarih öğretmeni ile tanışmıştır. Bu kadın, karısı Ayşe’nin eski öğrencilerinden bir tanesi olduğunu ve kendisini de daha öncesinden tanıdığını söylemiştir. Leyla ismindeki bu kadın peşinde birinin olduğunu söyleyerek Selim Pusat’ tan yardım talep etmiştir. Pusat ise o günün akşamında Leyla’yı evine bırakarak, kendi evine dönmüştür ancak ertesi gün yine koruda karşılaşmışlardır.

Pusat ve Leyla tarih üzerine konuşup tartıştıkları esnada Leyla’yı takip etmekte olan kişiyi de sonunda görmüşlerdir.  Selim Pusat bu adamla da tanışır. Bu adam,  kambur bir cücedir ve isminin “ Yek “ olarak tanıtmıştır. Yek ismindeki bu cüce, Selim Pusat ile ilgili olan her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilmektedir. Yek Selim’e, Leyla’nın Osmanlı tahtının bir varisi olduğunu ve kendisinin de onu tahta çıkarabilmek amacıyla peşinde olduğunu, bunun için çabaladığını anlatır.

Ancak Selim’in çamlı korusunda yapmakta olduğu gezintler eşi Ayşe’yi günden güne tedirgin etmeye başlar.  Ayşe, Selim’in keyfini yerine getirmek ve onu hayata bağlamak için, değer verdiği üç öğrencisini arada bir evine getirmeye başlamıştır. Ancak Selim Pusat, Leyla’nın Güntülü ismindeki öğrencisinin garip bir şekilde etkisi altına girmeye başlamıştır.

Bu sırada da, Selim bir telgraf alıştır ve almış olduğu bu telgrafta Leyla’nın asıl isminin hanzade olduğu ve gerçekten bir sultan olduğu yazmaktadır. Telgraf cüce Yek tarafından Selim’e gönderilmiştir. Selim ertesi gün yeniden, Leyla’yı bulmak amacıyla gitmiş olduğu Çamlı Koru’da, eski bir arkadaşı olan Tahsin ile karşılaşmıştır. Ardından Tahsin, onun için Neşriyat şubesinde bir iş ayarlamış ve Selim de artık orada çalışmaya başlamıştır. Fakat Neşriyat şubesinde bulunan diğer çalışanlardan hiç hoşlanmamaktadır. Bilhassa Yek’ e benzediğinden dolayı Osman Fişer ismindeki çalışanla da arası bozulmuştur. Bu şubede çalışmakta olan kişiler tasavvufa da oldukça meraklı olan insanlardır. Selim Pusat bu sebeple de onlardan uzak durmaya çalışıyordur.

Ancak Selim Pusat tasavvuf hakkında bir şeyleri yavaş yavaş merak etmeye başlar. Eşi Ayşe ile birlikte tasavvuf üzerine sohbet etmeye, onunla fikir alışverişi yapmaya başlar. Bir bayram gününde karı-koca önce Huzur çay hanesine gitmiş ardından da Çamlı Koru’ya gezintiye çıkmışlardır. Bu sırada ise yanlarında Gültülü, Aydolu, Nurhan ve bir de bir tarih öğretmeni vardır. Gezintileri sırasında Güntülü Selim Pusat’a, aslında kendisinin yaklaşık olarak 2000 yıldır yaşamakta olduğunu söyler. O bunları Pusat’a anlatırken, Pusat da Çamlı koru’da gezintiye çıktığı gün duymuş olduğu şiir okuyan kadın sesinin Güntülü’ye ait olduğunun farkına varır.

Bu işin en ilginç tarafı ise, Güntülü’nün Pusat’a anlattığı ilginç öyküdür; bu öyküye göre ise Güntülü ve Pusat bundan 2000 sene önce birlikte yaşıyorlarmış. Geçmiş yaşamlarında Güntülü ve Pusat birbirlerine aşık olan iki nişanlılarmış. Pusat, o zamanlar Mete’nin ordusunda bir yüzbaşıymış. O zamanlarda ise askerlerin nişanlılarına ok atmaları gereken bir sınav varmış ancak Pusat bu sınav esnasında Güntülü’ye ok atamadığından dolayı idama mahkum edilmiş.

Pusat, bu olayın ertesi günü Çamlı koru’da yeniden Leyla ile karşılaşmıştır. Leyla ona kendisinin gerçekten de bir sultan olduğunu ve Osmanlı soyundan geldiğini söyler. Fakat Yek ismindeki cüce hakkında hala şüpheleri olduğunu anlatır.

Pusat ise artık durmadan Güntülü’yü düşünmeye başlar, Mete’nin ordusunda olduğu o zamanları, önceki yaşamını da hatırlayamadığından dolayı çok büyük bir ıstırap içine girmiştir. Ayrıca bunun üzerine Yek de kendisinin eski bir asker olduğunu Pusat’a söylemiştir.

Selimin son günlerde içerisinde bulunduğu durum, eşi Ayşe’nin eve bir doktor getirtmesine sebep olmuştur. Doktor ise bu rahatsızlığın aşk ile alakalı olabileceği yorumunda bulunur. Selim ise zaten çoktan Güntülü’ye aşık olduğunu anlamıştır. Üstüne üstlük doktor kimliği ile eve gelen ve Pusat ile ilgilenen kişinin de Yek olduğunu düşünmektedir.

Okulun mezuniyet günü de gelip çatmıştır. Aydolu ve Güntülü’nün mezuniyet törenine Selim de davet edilmiştir ve Selim’in Güntülü’ye duyduğu aşk bu gece çok daha bariz bir şekilde kendisini göstermiş, eşi Ayşe bu alakanın farkına varmıştır.

Selim ise Yek ile ilgili sorularına cevap bulmak amacıyla yeniden Leyla ile buluşur. Çünkü Yek, Doktor Selim Key ve Osman Fişer kimlikleri ile de onun karşısına sürekli olarak çıkmaktadır. Fakat bu buluşma esnasında Leyla’nın kendisine aşık olduğunun farkına varır.

Hem aklı hem de gönlü arasında kalmış olan Selim’in iç çatışması gittikçe daha da kuvvetlenmekte ve kötüye gitmektedir. Ayşe de artık kocasından ümidini kesmiş bir hale gelmiştir; çünkü Pusat, hem ölmüş arkadaşı Şeref hem de Güntülü’nün hayaletleri ile konuşmaya başlamıştır artık.

Gerçek ve düş arasında kendini kaybetmeye ve bocalamaya başlayan Pusat, kendi hayalinde de bir takım vicdani mahkemeler kurmaya başlamıştır artık. Selim’in Güntülü’ye duyduğu aşkı gün geçtikçe büyümekte, Selim de bu hislerinden kurtulabilmek için kendisini tamamen içkiye vurmaktadır. Artık yaşadıkları evde Ayşe ile tamamen yabancı gibi olmuşlardır.

Selim Pusat aslında, Yüzbaşı Burkay’ın ıstırap çekmeye mahkum olan ruhunun bir devamıdır…

YAZAR HAKKINDA BİLGİ: 12 Ocak 1905 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Atsız, İstanbul Sultanisi’ni bitirmiştir. Sanatçı bir süre Askeri Tıbbiye Okulu’na devam etmiştir. 1930 yılında ise Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirerek mezun olmuştur. 1931 yılında “Atsız Mecmua”yı yayınlamaya başlar. Köycü bir yaklaşımdan zaman geçtikçe Türkçü bir yaklaşıma yönelmiş olan bu dergide yazdığı bazı makaleleri sebebiyle üniversiteden uzaklaştırılır. Ve sanatçı, öğretmenliğe başlar. 2.Dünya Savaşı esnasında giderek güçlenmekte olan “Turancı” akımının içerisinde yer alır ve önemli bir yere sahip olur. 1944 senesinde görülmüş olan bir “Irkçılık-Turancılık” davasında tutuklanır. 1945’te ise serbest bırakılması kararı alınır. Sanatçı, 11 Aralık 1975 senesinde İstanbul’da yaşamını yitirir.

Yazıyı Paylaş


Popüler Aramalar

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.