Oyunlarla Yaşayanlar Eser Özeti | Oğuz ATAY

  • 31 Mart 2020
  • 49 kez görüntülendi.
Oyunlarla Yaşayanlar Eser Özeti | Oğuz ATAY

Oyunlarla Yaşayanlar Eser Özeti | Oğuz ATAY

YAZAR: OĞUZ ATAY

TÜRÜ: KARA GÜLDÜRÜ

SAYFA SAYISI: 108

KONUSU

Oğuz Atay’ın bütün eserlerinin arasından 3. olan tek tiyatro oyunu ‘’Oyunlarla Yaşayanlar’’, ölümünün ardından Devlet Tiyatroları’nda sahneye getirilmiştir. Oğuz Atay’ın Oyunlarla Yaşayanlar isimli oyununda, pek çok Oğuz Atay eserinde de olduğu gibi toplumsal değerlerde meydana gelen değişimler nedene ile kronik bunalıma giren bir Türk aydının hikayesini ele alınmaktadır. Edebi yönünün yanı sıra eleştirel anlamda da fazlasıyla  başarılı bir eser olarak okura kazandırılmıştır. Gitgide artmakta olan bir karamsarlık ve umutsuzluk havası hüküm sürmektedir. Oyunun baş kahramanı Çoşkun’un kurduğu her cümle, okuyucu ile bir alakası olsun veya olmasın, üzerinde çok büyük bir baskı kurma potansiyeli vardır. Kitap okunabilirlik açısından da fazlasıyla akıcıdır ve betimlemeleri de yine çok başarılıdır. Kısa bir eser olduğundan dolayı hiçbir şekilde sıkılmadan, hemen bir solukta bitmektedir.

ANA FİKRİ

Oğuz Atay, tuzu kuru olduklarından dolayı yaşamın getirmiş olduğu hemen hemen bütün kaygılardan sıyrılmayı başaran burjuva/küçük burjuva sınıf hayatını tıpkı bir oyun gibi kurgulamış, durmadan küçük oyunlar oynamanın peşinde koşmayı (bunu bir “simülasyon” olarak da görebiliriz) bir mesele haline getirmiştir.

KİME HİTAP EDİYOR

Oğuz Atay’ın Oyunlarla Yaşamak isimli oyunu; paranın hayatımızın merkezine nasıl yerleştiğini anlatarak, sanatın tamamen değer kaybettiğini, insanların ancak daha mekanik işler ile uğraşarak yaşamlarını sürdürebileceği bir dünyayı aktarıyor. Bu da haliyle yalnızca mutsuzluğu getiriyor. Hayat ve gelecek kaygıları taşımakta olan ve bu yüzden de yaşamın zevkini tamamen kaybederek makineleşmiş bir şekilde yaşamanın verdiği acıyı hisseden herkese hitap eden bir kitap aslında.

KİTABIN ÖZETİ

Erken emekli olmuş, 45-50 yaşlarında eski bir tarih öğretmeni olan Coşkun Ermiş isimli baş kahramanımız, fazlasıyla mutsuz olan yaşamını, sanatın ışıltısına ve göz alıcılığına yöneltmiştir. Aslında bunun için ilk olarak keman dersleri almaya karar vermiş olan Coşkun, daha sonra tiyatro oyuncusu olarak çalışmakta olan arkadaşı Saffet’in de iknaları, destekleri ve yoğun çabaları ile tiyatro yazarlığı işine girişmiş ve bundan da büyük bir zevk almaya başlamıştır. Napolyon piyesleri yazmak için çaba verirken, bir komşusu olan ve aynı zamanda da bir oyuncu olan Saffet, baş kahramanımız Coşkun’dan Vodvil türünde oyunlar ele almasını istemektedir. Bir tiyatro patronu olan Servet ise Coşkun’dan, Antik Yunan dönemi oyunlar sipariş etmeye başlamıştır. Ancak baş kahramanımız Coşkun Bey’in evinde bunlardan çok daha başka bir oyun sahne almaktadır aslında. Evin her bir üyesi de birer karakterdir…

Gittikçe yaşlanmış ve bunamış kayınvalidesi Saadet Nine kendisine ziyarete gelmesini beklediği Cemil Paşa’yı, kurduğu hayallerin içerisinde hala durmadan beklemeye devam etmektedir. Onu bir gün gelip buradan kaçıracağına dair inancı hiç sönmemiştir. Hatta Coşkun ve oğlu Ümit zaman zaman Cemil Paşa gibi giyinir ve ona küçük mucizeler yaratmaya çalışırlar. Coşkun’un oğlu Ümit, okuldan fazlasıyla sıkılmış, derslerden ve ödevlerden bıkmış bir şekilde hiç durmadan sulu oyunlar ve taklitler yaparak günlerini geçirmektedir. Karısı Cemile de oyunun en başında beri çalışan, evin tüm yükünü dikiş dikerek kazandığı paralar ile sırtlamış ve karşımıza çıkan tek gerçekçi kişidir, aynı şekilde kocasının da artık daha gerçekçi bir iş bulmasını istemektedir. Fakat o da zaman geçtikçe kendisine engel olamayacak ve gerçeğin dışına çıkarak hayalden bir takım oyunlar kurmaya başlayacaktır. Coşkun ise zaten kendisini tamamen tiyatro aleminin sularına kaptırmış bir şekilde, yazdığı oyunları adeta yaşayarak hayatını sürdürmektedir. Öyle ki hayat nerede başlıyor ve bitiyor; oyun nerede başlıyor ve bitiyor artık karıştırmaya başlamıştır.

İlerleyen süreçte Coşkun, Saffet’in tiyatrocu bir arkadaşı olan Emel ile görüşmeye başlamıştır. Ancak Cemile bu durumdan hiçbir şekilde hoşnut değildir, hem onun bu tiyatro işini bırakmasını ve farklı bir iş ile meşgul olmasını istemektedir hem de sorumluluklarını bilip, onun bu hayal aleminden bir şekilde sıyrılmasını. Kendisi de bir şirkette iş bulmuştur ancak tam da bu sırada Coşkun’un Emel ile sık bir şekilde görüşmesi yüzünden, bazı aşk dedikoduları ortaya çıkmıştır. Cemile ve Coşkun bunun hakkında tartışma yaşadıkları bir sırada, Saadet Nine birden yere düşer ve vefat eder. Bu olayın yaşandığı akşam ise eve icra memurları da gelmiştir. Coşkun ise bütün bu olanlara dayanamaz ve evi terk ederek Emel’in yanına gider. Bütün yaşananları, ona yaşamın ve oyunun nerede başlayıp bittiğini artık ayırt edemediğini, bu hayattan bunaldığını ona söyler, onu anlayan tek kişi ise Emel’dir ve buna çok sevinir; o gece ilişkiye girerler. Coşkun ise eşyalarını toplar ve evi terk ederek Emel’in yanına yerleşir. Fakat oldukça hastadır. Saffet’in oyununun oynandığı bir gün tiyatroya gitmiştir ve söylediği şey bütün tiyatrocular gibi hayatına sahnede veda etmek istediği olur. Nitekim Coşkun, kuliste fenalaşır ve hayata gözlerini yumar.

Kendisi ile bir yüzleşme, kendisini bir sorgulama odası olmuştur artık Coşkun’un oynamış olduğu oyun. Yıllar boyu oynamak istemediği bunu reddettiği ‘’sorumlu bir baba ve sorumlu, anlayışlı eş’’ gibi toplumun ona dayatmış olduğu rolleri artık bir şekilde geride bırakmaya çalışarak kendisi ile uzlaşmayı başardığı, kendi rollerini ele almayı, onları oynamayı, yani kendini yaşamayı ve bununla ölmeyi göze almıştır Coşkun.

Birbirinden çeşitli kültürlü, yaşamını sürdürmeye devam etmek ve sanat üretmek, düşündüğünü söylemek için çabalamak ve ortamın kişinin isteklerini karşılamaması arasında sıkışıp kalmış emekli bir tarih öğretmeni olan Coşkun’un ve ailesinin ekseninde dönüp duran oyunlarla yaşamakta olan bütün bu insanlar… Bir taraftan hamasi bir tarih, bir taraftan da güncel olaylar, güncel gerçekler; bir taraftan sanat, diğer bir taraftan da geçim sıkıntısı ile süren, insanları tam anlamıyla makineye çeviren, onlara başka şans bırakmayan bir yaşam…

Oğuz Atay’ın Oyunlarla Yaşayanlar isimli bu başarılı oyununda, bir evin günlük yaşantıları, sorumlulukların veya sorumsuzlukların ortaya çıkardığı durumlar, bir takım iç hesaplaşmaları, neşesiz, fazlasıyla mutsuz, tamamen heyecanı kaçmış evlilikleri, çalışmak ve para kazanmak derdinde olan insanların hayatlarının oldukça büyük bölümünün yalnızca ve yalnızca ‘para’ için harcanıyor ve bitiyor olması ve bunun elbette ki bir doğal getirisi olarak ortaya çıkan mutsuzluklar, iletişimsizlikler ve kopmalar; fazlasıyla akıcı ve samimi bir şekilde vurgulanıyor bu oyunda.

OĞUZ ATAY HAKKINDA

Oğuz Atay, 12 Ekim 1934 yılında Kastamonu’da doğmuştur. 1951 yılında Ankara Maarif Koleji’nden mezun olmuş olan Oğuz Atay, mezuniyetinin ardından İstanbul Teknik Üniversitesi’nde İnşaat Fakültesi Bölümü’ne başlar. İTÜ’den de 1957 yılında mezun olmuş olan Atay, üç yılın ardından İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nde öğretim üyesi olarak işe başlamıştır. 1971-72 yıllarında, yazmış olduğu büyük eseri Tutunamayanlar yayınlanır ve sonra TRT Roman Ödülü’nü kazanır Atay. Bu romanı ile Türk edebiyatının da en önemli yazarlarından bir tanesi haline gelmeyi başarır. İlerleyen süreçlerde roman, öykü ve oyun yazılarına da devam etmiş olan Atay, beyninde oluşmuş bir tümör sebebi ile 13 Aralık 1977’de hayata gözlerini yumar.

Yazıyı Paylaş


Popüler Aramalar

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.